Inter Press Service Haber Ajansi
  02:01 GMT    
 
   ENGLISH
   ESPAÑOL
   FRANÇAIS
   ARABIC
   DEUTSCH
   ITALIANO
   NEDERLANDS
   PORTUGUÊS
   SUOMI
   SVENSKA
   SWAHILI
   TÜRKÇE


"İsraillilerin Çoğu Nükleersiz Bir Ortadoğu İstiyor"
Mitchell Plitnick

WASHİNGTON, 1 Aralık, 2011 (IPS) - İsrailli Yahudilerin açık çoğunluğu, bu durum kendi ülkelerinin nükleer cephaneliğinin ortadan kaldırılmasını kapsasa da, nükleer silahların olmadığı bir Ortadoğu’yu tercih edeceklerini söylüyor.

Bu tespit, Yahudi ve Filistin kökenli İsrail vatandaşlarını kapsayan iki ayrı anketin gösterdiği en çarpıcı sonuç oldu. Profesör Shibley Telhami tarafından kasım ayında yapılan ve Perşembe günü Brookings Enstitüsü’nde sunulan anketler, Arap Baharı’ndan ABD’nin algısına ve İsrail-Filistin sorununun çözümüne kadar bir dizi konuyu kapsıyordu.

İsrailli Yahudilerin yüzde 90’ı İran’ın bir nükleer silah geliştireceğine inansa da, yüzde 63’ü her iki ülkenin de nükleer silah sahibi olmamasını tercih ettiklerini, yüzde 19’sa sadece iki seçenek sunulursa tersini savunduklarını söyledi.

İsrailli Yahudilerin yüzde 41 ila 43’ü İran’ın nükleer tesislerine yönelik bir saldırıyı desteklediklerini belirtirken İsrailli Arapların yüzde 68’i buna karşı; sadece yüzde 4’ü taraftar olduklarını vurguladı.

Anket, İsrailli Yahudilerin büyük kısmının Arap Baharı’nın kendi ülkelerine etkisinin olumsuz olacağını, çünkü bu hareketlerin Arap dünyasına demokrasi getireceğine kuşkuyla baktıklarını ortaya çıkarttı.

Arap Baharı’nın İsrail’i nasıl etkileyeceği sorulduğunda yüzde 51 "çoğunlukla kötü şekilde" derken sadece yüzde 15 durumun daha iyiye gideceğini öngördü. Yüzde 21’se bir değişiklik olmayacağını düşünüyordu.

Anket sonuçlarını değerlendiren İsrailli gazeteci Nahum Barnea İsrail halkının medya ve politikacıların bu ülkeye yönelik düşmanlıkların artacağı yönündeki söylemi nedeniyle Arap Baharı’na korkuyla yaklaştıklarını vurguladı.

Ankete göre, Filistin kökenli İsrail vatandaşlarının tavırlarında sadece bir yıl öncesine göre ciddi değişiklikler de gözlemleniyor.

"Şu an İsrail’de bulunan bazı Arap/Filistinli yerleşimlerinin yeni kurulacak olası bir Filistin devletine devrini kabul edip etmeyecekleri" sorulduğunda yüzde 78 böylesi bir teklifi reddedeceklerini belirtirken sadece yüzde 17 olumlu karşılayacaklarını söyledi.Yüzde 58’in böylesi bir teklife karşı çıktığı, yüzde 36’ınınsa olumlu yaklaştığı 2010’a göre bu sonuçlar önemli bir kaymaya işaret ediyor.

Filistinli mültecilerin sürüldükleri topraklara geri dönüşü konusunda verilecek ödünlerle ilgili yaklaşımda da önemli bir değişim gözleniyor.

2010’da İsrailli Arapların yüzde 57’si mültecilerin geri dönüş hakkından ödün verilemeyeceğini belirtirken, yüzde 28 bu hakkın "önemli olduğunu ancak bir uzlaşma noktası bulunabileceğini", yüzde 11 ise konunun "çok önemli olmadığını" söylemişti.

Güncel anketteyse yüzde 57 uzlaşma taraftarı, yüzde 34 ödün verilemeyeceğini savunuyor ve sadece yüzde 5 konunun çok önemli olmadığını düşünüyor.

Telhami bu değişimin nedenleri konusunda kesin bir açıklama veremiyor. Öte yandan "Ailelerinde mültecilerin yer aldığı kişiler uzlaşma fikrine karşı durmaya daha yakın" diyor.

Anketler aynı zamanda, Arapların İsrail’deki konumu konusunda İsrail vatandaşı Araplar ve Yahudiler arasında keskin bir bölünme olduğunu da gösterdi. Her iki grupta da çoğunluk (Yahudilerin yüzde 52’si ve Arapların yüzde 57’si) Arap azınlığa karşı "kanun önünde eşitlik bulunduğunu ancak toplumsal ve kurumsal ayrımcılığın var olduğunu" söylerken Arpların yüzde 36’sı İsrail’de Yahudiler ve Araplar arasındaki ilişkinin "Aparteid"e tekabül ettiğini düşünüyor.

Bu görüşe Yahudilerin sadece yüzde 7’si katılsa da, yüzde 33’ü İsrail’de "Arap ve Yahudi vatandaşlar arasında tam bir eşitlik olduğunu" savunuyor. Araplar arasındaysa bunu söyleyenler sadece yüzde 3.

İsrailli Yahudiler çatışmanın yakın vadede çözümü konusunda umutsuzken sadece yüzde 6 önümüzdeki beş yılda bir çözüme ulaşılacağını düşünüyor. Yüzde 49 sorunun hiçbir zaman çözülemeyeceğine inanırken yüzde 42 eninde sonunda bir çözüm bulunacağını ancak bunun beş yıl içinde olmayacağını öngörüyor.

İsrailli Yahudiler arasındaki yaygın kanı, Filistin Yönetimi’nin ısrarlı reddine karşın, İsrail’in bir Yahudi devleti olarak tanınması gerektiği yönünde. Yüzde 39, tanımanın müzakereler ya da yerleşimlerin durdurulması için önkoşul olduğunu savunurken, yüzde 40’lık bir kısım tanımayı barış anlaşmasının son aşaması olarak görmeyi kabul ediyor. Yüzde 17’yse tanınma talebini savunmuyor.

Fakat İsrail’i "Yahudilerin ve tüm yurttaşlarının ana yurdu" olarak tanımlamaya nasıl yaklaştıkları sorulduğunda İsrailli Yahudilerin yüzde 71’i bu tanımı kabul edeceklerini, yüzde 25’iyse karşı çıkacaklarını söylüyor.

Yüzde 66’ya 31’lik bir çoğunlukla İsrailli Yahudiler hükümetin "Araplarla 1967 sınırları çerçevesinde bazı değişiklikler yapılarak kapsamlı bir barış anlaşmasının sağlanması" konusunda daha fazla çaba göstermesi gerektiğine inanıyor. Bu durum Netanyahu hükümetinin konuyu ele alış biçiminden duyulan rahatsızlığı gösteriyor.

Öte yandan İsrailli Yahudilerin yüzde 47’si iki devletli çözüm olasılığının çökmesi durumunda "statükonun küçük değişikliklerle devam edeceğine" inanıyor. Yüzde 34’se bu durumun yoğun, uzun vadeli bir çatışmaya neden olacağını düşünüyor.

Telhami "Arap dünyasında çoğunluk iki devletli çözümün başarılamaması halinde önümüzdeki yıllarda yoğun bir çatışma yaşanacağına inanıyor" dedi.

Anketler, İsrailli Arapların Arap Baharı’na yaklaşımının Arap dünyasının geneliyle uyumlu olduğunu ve Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın örnek lider olarak görüldüğünü ortaya çıkarttı. İsrailli Araplar ve diğer Arap ülkelerinde yakın geçmişte yapılan anketlerin sonuçları arasındaki bir farklılık ABD’nin bu ülkelerdeki halk ayaklanmalarındaki rolü üzerine. Arap ülkelerinde yakın geçmişte pozitif rol oynayan ülkeler sorulduğunda, Arap ülkelerindeki anketlerde ABD üçüncü sırada yer alırken İsrailli Araplar arasında ilk sırada kendine yer buldu.

ABD’de başkanlık seçimi yaklaşırken Barack Obama İsrailli Yahudiler arasındaki olumlu yaklaşımın geçen yıla göre yüzde 41’den 54’e çıkmasından memnuniyet duyabilir. Ancak uyguladığı politikalara olan inanç halen düşük; sadece yüzde 22 bu politikalara "umutlu" yaklaşırken yüzde 39 hislerini "hayal kırıklığı" ile tanımlıyor. (SON/2011)

 
 Son güncelleme
BM'nin 2015 Sonrası Kalkınma Hedefleri Eleştiri Altında
BM İnsani Yardım Gününe Tarihinin En Ağır Mülteci Kriziyle Giriyor
BM Irkçılıkla Mücadele için "Eğitimin Gücü"nü kullanacak
BM Destek için Özel Sektöre Yöneldi
Marshall Adaları’nın Nükleer Silah Karşıtı Mücadelesine Sivil Toplum Desteği
Nükleer Silah Sahibi Devletlere Viyana’da Ciddi Eleştiriler
İnançlar Nükleer Silahlara Karşı Birleşti
Ortadoğu’da Nükleersiz Bir Bölge Fikri Ortada Kaldı
İnanç, Afet Yönetimiyle Kesişince
Tepkili Suudi Arabistan Nükleeri Önceleyebilir
devam >>
 Latest Global News
News in RSS
At Climate Summit, Two Global Energy Alliances Emerge
The World is Losing the Battle Against Child Labour
Financing Will Continue to be Key Issue in Battling Climate Change
The Birth of a Dictator
Rejoicing in the Other and Celebrating Diversity Are Needed More than Ever to Address the Root-Causes of Intolerance
Decent Toilets for Women & Girls Vital for Gender Equality
Climate Change: The World’s Poorest Will Judge us by Action
Good to Know (Perhaps) That Food Is Being ‘Nuclearised’
Coal Pollution Continues to Spread in Latin America
Girls in Afghanistan—and Everywhere Else—Need Toilets
More >>